Definition List

Tarihi Hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarihi Hikayeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Eki 2016

Avrupa ve Amerika’da “İnsanat Bahçeleri”






“Teşhir” (sergileme) Batılı bir hastalıktır. Batılı sanatların çoğunun kaynağı da bu “teşhir” sevdasının ürünüdür.
Farklılıklarından dolayı insanları “ötekileştirme” hastalığı da keza Batılıların karakteristik özelliğidir. “Irkçılık” vesaire bu köklerden beslenir.
Birkaç gündür yazdıklarımla, yukarıda yaptığım tespitlere yeteri kadar örnek verdiğimi düşünerek, artık detaya girmeyeceğim, yalnız şu kadarını söyleyeyim ki, Batı düşüncesi, olumsuz farklılıkları sergilemekten, İslâm düşüncesi ise kapatmaktan yanadır. Aynı zamanda “setr-tesettür” (örtme-örtünme) İlâhî bir emirdir.
“Teşhir” mantığı Batılı tüccarları hayvanlardan sonra insanları teşhir etmeye kadar götürdü.
Şaka etmiyorum: 1800’lerin sonlarında Avrupa’da, dünyanın dört bir yanından getirilen yerlilerin “İnsanat Bahçesi” adı verilen yerlerde sergilenmesi çok popülerdi. 

23 Haz 2011

Sultan 4.Murad ve Derici


Birgün 4. Murad Sadrazamıyla birlikte tebdil-i kıyafet gezerken bir deri dükkanın önünde dururlar. Dükkan son derece kötü bir durumdaydı ve dericinin hali ise içler acısıydı.
İhtiyar derici sandalyesini çekmiş dükkanın önünde oturmaktadır.

Padişah: Selamun Aleyküm derici der.
Derici şöyle gelenlere göz atar ve hemen toparlanarak: -Aleyküm Selam Ya Cihan-ı Serdar der

7 Eyl 2010

O günden sonra artık Medine’de, açlık sebebiyle ağlayan çocuk sesi işitilmedi


Hazret-i Ömer’in Halifeliği (Devlet Başkanlığı) zamanıydı. Başkent Medine’ye yabancı bir kervan geldi. Develerini yıkıp, konakladılar… Halife her zaman olduğu gibi, gece şehri dolaşmaya çıktı. Yolda, Eshâb’dan (Sevgili Peygamberimizin arkadaşlarından) Hazret-i Abdurrahman’a rastladı. Ona dedi ki: - Ey Avfın oğlu! Gel, seninle bu gece misafirimiz olan kervanı bekleyelim. Onlar rahat uyusunlar. Çünkü yorgundurlar. Canları ve malları herhangi bir zarara uğramasın!..
Hazret-i Ömer bu teklifte bulununca, Hazret-i Abdurrahman da seve seve kabul etti. Birlikte kervanın etrafında göz-kulak olmaya başladılar. O sırada yakındaki bir evden çocuk ağlaması işitildi.Çocuğun sesi kesilmediği için,

22 Ağu 2010

Fransız General Guro'nun Hatırası - Çanakkale


Fransız General Guro savaş sonrası anılarında aynen şunları yazmıştır.
Çanakkale Savaşlarında Fransız kuvvetleri komuta eden, General Guro, savaş sırasında bir kolu ile bir bacağının kısmını, savaş sahasında bırakarak yurduna dönmüş. Daha sonra anlattığı bir savaş hatırasında aynen şöyle diyor:
Fransızlar, Türk'ler gibi mert bir milletle savaştıkları için çocuklarınızla daima iftihar edebilirsiniz. Hiç unutmam. Biraz evvel doğa çevremizde en nefis güzellikteydi. Su çiçekleri, papatyalar, peygamber çiçekleri, leylaklar bir gökkuşağı alemi yaratıyordu.Ve şimdi, savaş sahasında dövüş bitmiş, o güzelim tablo: kan revan içindeydi. Yaralı ve ölülerin arasında dolaşıyorduk. Az evvel Türk ve Fransız askerleri süngü süngüye gelip ağır zayiat vermişlerdi.Bu sırada gördüğüm bir hadiseyi ömrüm boyunca unutmayacağım. Yerde bir Fransız askeri yatıyor,

11 Ağu 2010

Zindandan çıkmak istemeyen iki Papaz


İstanbul’un fethinden sonra Hazreti Fatih bütün mahkumları serbest bırakmıştı. Fakat bu mahkumların içinden iki papaz zindandan çıkmak istemediklerini söyleyerek dışarı çıkmadılar. Papazlar Bizans imparatorunun halka yaptığı zülüm ve işkence karşısında ona adalet tavsiye ettikleri için hapse atılmışlardı. Onlar da bir daha hapisten çıkmamaya yemin etmişlerdi.

Durum Hazreti Fatih’e bildirildi. O, asker göndererek, papazları huzuruna davet etti. Papazlar hapisten niçin çıkmak istemediklerini Hazreti Fatih’e de anlattılar. Fatih o dünyaya kahreden iki papaza şöyle hitap etti:

Akşemseddin(k.s) Hazretlerinin Nasihatlerinden


• Ey oğul! Her işe besmele ile başla.
• Daima abdestli ve temiz ol.
• Namazlarında tembellik etme. Kaza ve kaderin Haktan olduğunu bil. Sana ulaşan nimete şükret, belaya sabret; sakın Allahü Teala’ya isyan eyleme.
• Kimseden incinerek sitem etme ve kimse de senden incinmesin. Kimsenin kalbini viran eyleme(yıkma).
• Kardeşine ulaşan nimete asla haset etme.

24 Tem 2010

Elhamdülillah Müslümanız


Kafkas kartalı diye anılan Şeyh Şamil, çarlık Rusyasının düzenli ordularına karşı Kafkasyanın bağımsızlığı için bir avuç fedakar ve sadık adamıyla uzun yıllar çarpışmıştı... Onların her türlü imkana sahip orduları karşısında, çetin mücadeleler vermiş; ama kahraman askerleri de dahil olmak üzere eksilen hiçbir şeyi yerine koyamadığı için sonunda mağlup olup esir düşmüştü.Tabi ki Rus Çarı, cesaret ve kahramanlığına hayranlığından dolayı onu bir esir gibi değil, bir misafir gibi karşılamıştı. Üstelik sarayında Şeyh Şamil için bir de ziyafet düzenledi. Rus askerlerini de aileleriyle birlikte yemeğe davet etti...

23 Tem 2010

Yavuz Sultan Selim Han,ın yazmış olduğu mükemmel şiir...Bu özellik Şiir sanatında ilk ve tektir.

Yavuz Sultan Selim'in bu şiirinde aşağıda açıklandığı üzere; şiir soldan sağa okunduğu gibi sırasıyla birinci mısradan itibaren,bölünmüş kelimeleri alt alta

getirdiğimizde yine anlam bütünlüğü bozulmadan şiir bütünlük içinde yukarıdan aşağı da sırasıyla aynen okunmuş olur.Şiir sanatında bu ilk ve tektir.Şimdi yukarıdan aşağıya okunur durumuna bakalım.

1.) Sanma şahım/ herkesi sen/ sadıkhane / yar olur

2.) Herkesi sen/ dostum sandın/ belki ol/ ağyar olur

3.) Sadıkhane/belki ol/ alemde/ dildar olur

4.) Yar olur/ ağyar olur/ dildar olur/ serdar olur


soldan sağa 1.mısra,yukarıdan aşağıya 1. sırayı

soldan sağa 2.mısra,yukarıdan aşağıya 2. sırayı

soldan sağa 3.mısra,yukarıdan aşağıya 3. sırayı

soldan sağa 4.mısra,yukarıdan aşağıya 4. sırayı


oluşturur ve şiir soldan sağa ve yukarıdan aşağıya sırasıyla anlam ve sıralama değişmeden okunur.



YAVUZ SULTAN SELİM HAN BU BEYİTİ ŞAH İSMAİL'E YAZMIŞTIR. Hikayesi şöyledir:
Yavuz şiire, edebiyata ve satranç oynamaya meraklı biridir. Aynı şekilde Şah İsmail'de de bu özellikler vardır. Sarayında ünlü şairleri barındırır ve çok iyi satranç oynar. Bunu bilen Yavuz Şahın şahın bu özelliğinden yararlanmak ister. Tebdili kıyafetle (gezgin bir abdal kılığında) şahın ülkesine gider. Hanlarda , Kervansaraylarda satranç oynayarak önüne geleni yener. Haber şaha ulaşır. Şah der ki çağırın birde benimle oynasın. Yavuz Şah'ı da yener. Şah sinirlenir ve Yavuz'a der ki: " sen edep nedir bilmez misin? Hiç şahlar mat edilir mi?" Elinin tersiyle Yavuza bir tokat atar. Şahın kızdığını anlayan Yavuz onu yücelten şiirler okumaya başlar. İşte şahın huzurundan ayrılırkende bu şiiri okur. Ancak Şah İsmail hala onun Yavuz Sultan Selim olduğunu anlamamıştır.
Yavuz yediği tokatın acısını unutmaz. Birkaç sene sonra Çaldıran'da Şah İsmail'i yener ve ona bir mektup gönderir. Mektupta o günkü tokadın acısını aldığını söyler ve ilave eder: " Atacaksan tokadı böyle atacaksın. "

Kanuni ve Hızır Aleyhisselam


Yahya Efendi’nin Hızır ile buluşup görüştüğünü bilen Kanuni Sultan Süleyman, Yahya Efendi’den sürekli kendisini Hızır ile tanıştırmasını ister. Bir gün Yahya Efendi ve Kanuni, kayıkla Boğaz’da gezmeye çıkmışlar. Yahya Efendi yanında bir ahbabı ile gelip kayığa binmiş. Birlikte giderlerken, Yahya Efendi ahbabı ile sürekli  sohbet etmiş. Durumdan sıkılan Kanuni ise sürekli elindeki değerli yüzüğü ile oynuyormuş. Şeytanın işi yok ya, yüzük birden elinden fırlayıp Marmara’nın derin sularına gömülmüş. Kanuni duruma sıkılmış ama padişah olduğu için de bir şey belli etmek istememiş. Yüzüğünün denize düşmesini adamın can sıkıcı konuşmalarından yorulmuş.
Adam sürekli olarak Kanuni’ye bakıyormuş…

Somuncu Baba ve Emir Sultan

Bursa’da “Somun var müminler, somun var!” diye ekmek satan bir ulu kişi vardı.
Günlerden bir gün, Yıldırım Bayezid’in damadı Emir Sultan hazretleri, elindeki çömlekle birlikte bu zatın fırınına çıkageldi! Ekmeklerle birlikte çömlekteki yemeğin de pişirilmesini istiyordu.
Somuncu Baba, küreğin üzerine koyduğu çömleği fırına sürmeye çalıştı ama, nafile!
O küçük çömlek fırına bir türlü girmiyordu!..

Gazneli Sultan Mahmud'un Adağı

Tarih kitaplarına Hindistan fatihi olarak adını yazdıran Gazneli Sultan Mahmud, Hint seferlerinden birindeydi.
Dağlar, tepeler aşıp iki ordunun karşılaşacağı umulan ovaya! vardığında,
Hint ordusunun son derece kalabalık ve güçlü olduğunu gördü.
Bu durum, haliyle, canını sıktı, şaşırttı ve endişeye şevketti.
Sultan Mahmud, Hint ordusunun gücü
karşısında, zaferi kendilerine bahşetmesi
için Allah'a bir adakta bulundu. ,
"Allahım!" dedi. "Eğer bu orduyu alte-dersem,

Kınalı Hasan

Yüzbaşi Sirri Bey, ikindi vakti yeni gelen erati teftiş ederken, içlerinde bir tanesinin saçinin bir tarafi kinalanmiş oldugunu görür ve takilir: “Hiç erkek kinalanir mi? Mehmetçik: Buraya gelmeden evvel, anam kinalamişti komutanim” der ve sebebini bilmedigini ilave eder.Komutanin istegi üzerine anasina haber salar, “Niye benim saçimi kinaladin?” Gelen cevabi mektupta şunlar yazar:

“Ey gözümün nuru Hasan’ım,

Kaybolan ingiliz alayı

21 Ağustos 1915 günü savaşın en şiddetli ve son anlarında Anzak Suula Koyu 60. tepede gün ağrırken gök berraktı.Görünürde altı veya sekiz tane, hepsi birbirinin eşi olan ekmek somunu biçimindeki bulut, 60. Tepe in üzerinde yayılmış duruyordu. O sırada saatte 6 veya 8 kilometrelik bir hızla güneyden esen meltem olmasına rağmen, bu bulutların ne biçimleri ne de yerleri değişmiyordu.
Meltemin etkisiyle kayıp gitmediler. Bunlar bulunduğumuz yere göre 60 derecelik bir yükseklikte asılı duruyorlardı. Bulut kümesinin tam altına

Herkes kendi yediğinden ikram eder

Bir gün İran hükümdarı şah İsmail düşmanı olan Yavuz Sultan Selim hana bazı hediyeler yollar. Bu hediyeler çok değerli hediyeler halılar altınlar gümüşler yakutlar deve deve yemişler ve bir de sandık hediyeler yavuza getirilir açılır ama o da ne içeriyi bir koku kaplar ama çok kötü bir koku nedir bu diye herkes aramaya başlar birde bakarlar ki sandığın dibinde insan dışkısı konulmuş.
    Yavuz Sultan Selim hemen buna bir cevap vermek için ulemalarını hocalarını toplar. Buna iyi bir şekilde cevap verilmesi gerekmektedir ve yine cevabı kendisi bulur aynı hediyelerden kendiside hazırlatır ve vezirine kendisine bir kutu gül lokumu getirmesini ister ve lokumun altınada bir not

Bir Yavuz Geçti Bu Dünyadan


Osmanlı ordusu Mısır seferine giderken haliyle bağlık - bahçelik yerlerden geçiliyordu. Salkım üzümler, olgunlaşmış elmalar, armutlar ve daha türlü türlü meyveler vardı.
Ordu Gebze yakınlarında konakladığı zaman, Yavuz Sultan Selim’in içine bir şüphe düştü: “Acaba askerim sahibinden izinsiz üzüm ve elma koparmış olabilir mi?” diye düşünüyordu. Hemen Yeniçeri Ağası’nı çağırdı ve durumun araştırılmasını emretti.

Çanakkale'de keskin nişancı Türk kadını


Çanakkale Savaşları’nın henüz araştırılmayı bekleyen bir çok siyasal, sosyal ve askeri yönünün daha olduğu bir gerçek. Örneğin; bu savaşların bizde belki de hiç bilinmeyen bir diğer yönü, Çanakkale’de bazı Türk kadın savaşçılarının da çarpıştıklarıdır.

Konuyla ilgili ilk belgesel bilgilere Avustralya ve Yeni Zelanda arşivlerinde, Anzac askerlerinin Çanakkale’de siperlerde yazdıkları . günlük ve mektuplarda rastlanmaktadır. Örneğin, The Age adlı Avusturalya gazetesinde, 8 Eylül 1915 tarihinde şu başlıkta bir haber yer almaktadır.

Mısır Mucizesi

Tarihte hiçbir cihangirin-imparatorun-kralın geçemediği Sina Çölü'nden, Büyük Cihangir Yavuz Sultan Selim onbinlerce askeri ve 300 ağır topu ile Sina Çölü'nü 13 günde geçmiştir. Sina çölü, gece ve gündüz  ısı farkının 40 derecenin üzerindedir. Burada kum o kadar incedir ki etkilemediği  hiçbir şey yoktur. Yumurta bir kaç dakika içinde kaynar. Böylebir çölde Yavuz Sultan Selim ancak deha bir askeri yeteneğe sahip  cihangir gerçekleştirebilirdi.  Buradaki güç padişah başta olmak üzere ordunun inancı (imanı), Yavuz Sultan Selim'in dehasıdır.

Mercidabık savaşı ( 1516) kazanılmış sıra Mısır‘ın fethine gelmiştir. Osmanlı ordusu Mısır‘a doğru hareket etmiş ve karşılarına Mısır‘a ulaşmaları için doğal bir engel olan Sina çölü çıkmıştır. Osmanlı askerleri 1,5 senedir seferde bulundukları için yorgun düşmüşler ve vezirlerden bazılarıda bu çölün geçmenin imkansız olabiliceğini geçilse bile çok asker kaybı olacağını düşündükleri için pek istekli olmamamışlardı. Bunu hisseden Yavuz ordusuna hitaben bir konuşma yaptıktan sonra atı Karaduman‘ı Sina Çölüne sürmüş ver arkasından Osmalı ordusuda çöle doğru yürüyüşe geçmiştir. Çölde yürüyüş çok çetin olmuş su idareli kullanılmış teyemmüm ile abdest alınmıştı. Çölü geçiş sırasında bir ara Yavuz Sultan Selim atından inerek yürümeye başlayınca doğal olarak padişahın yürüdüğü bir sırada kimsenin at sırtında olamayacağından bütün orduda at sırtında olanlar vezirler, beyler  ve sipahiler atlarından inerek yürümeye başladılar. Son derece cevval ve heybetli Yavuz Sultan Selim derin bir huşu içerisinde önüne bakarak yürüyordu, vezirler ve askerler bu durumu merak etmişlerdi acaba sultan neden yürüyordu? Hemen vezirler padişahın nedimesi, sohbet arkadaşı ve sırdaşı olan Hasan Can‘a müracaat ederek durumu öğrenmesini istediler Hasan Can  padişahın yanına yaklaşarak;

- Hayırdır inşaallah Sultanım bütün ordu merak eyler; Devletlü padişahımız, aceb niçin yaya yürürler?diye telaş ederler,dedi.

Yavuz Sultan Selim büyük bir maneviyat ve huşu içerisinde Hasan Can‘a dönerek;

Hey Gidi Koca Yavuz Hey!

Kutsal toprakların huzuru kavuşturulması için düzenlenen bu sefer sırasında götürülen para yetmediği için bir bezirgandan borç alınmıştı. Defterdar, bezirgana teşekkür ettikten sonra bir arzusunun olup olmadığını sordu ve şu cevabı aldı:

“- Verdiğim altmış bin altını istemem; hazineye kalsın. Yalnız, bunun yerine oğluma günde iki akçe ile orduda cebecilik verilsin!”
Defterdar bezirganın bu isteğini Padişaha iletince Yavuz Sultan Selim öfkelendi ve şöyle haykırdı:
“- Böyle kanunsuz bir teklif getirdiğin için seni ve o bezirganı katlederdim ama, el - alem, “Mekke ve Medine fatihi olan Sultan Selim bir bezirganın malına tamah ettiği için bezirganı ve defterdarını öldürttü’ derler. Bundan . kaçınırım. Tek elden bezirganın parasını verin ve bana bir daha böyle kanuna uymaz işler getirmeyin!”

Türkmen Kızının Yavuz Sultan Selim'e Aşkı

Cihan padisahı Yavuz Sultan Selim, Şam yakınına otagını kurdurarak burada üç ay kadar kalmıs. Bir Türkmen kızı da, zaman zaman padisahın çadırına gelerek, otagın temizlik islerini yapar, hünkâr çadırını tertibe ve düzene sokarak sıradan gündelik islerle mesgul olurmus…
Yine bir sabah temizlik için geldiginde, Sultan Selimi görmüs. Türkmen güzelinin gönlü sultana, su gibi anîden akıvermis gönlünü kaptırmıs ona.- Hani kalbin, her an bir halden baska bir hale geçmek, gibi anlamları da vardır ya- Zamanla kalbinin içini, ince bir sızı sarmıs genç kızın ve baslamıs kalbi için için göynümeye.