![]() |
| Resmin orjinal boyutunu görmek için üzerine tıklayınız! |
Mustafa Armağan Derin Tarih dergisinin Nisan sayısına yazdığı “Şah Baba’nın günah galerisi” başlıklı yazıda Murat Bardakçı’nın büyük ölçüde Sultan Vahdettin’in ailesinden intikal eden belgelerden yararlanarak yazdığı Şah Baba kitabındaki Osmanlıca belgelerin
Gecenin bir vakti Babüssaade’nin büyük demir tokmakları vurulur. Burası Osmanlı’nın
idare merkezi Topkapı Sarayı’nın orta kapısıdır ve bu kapıdan içeride padişahla
yakın adamları yaşamaktadır.Kapıağası Hasan Ağa, nöbet yerinden kalkar, Babüssaade’nin
demir kanatlarını aralar. Kalabalık halde gelenler Arap elbiseli, Arap sîmâlı
nûranî şahıslardır. Silah kuşanmışlar, ellerine bayrak almışlardır. Kapının
yanında da dört nûranî kimse durmaktadır. Bunların ellerinde de birer sancak
vardır. Kapıyı vuran şahsın elinde ise padişahın ak sancağı bulunmaktadır. Rüyasında
Hasan Ağa’ya der ki: “ Bu gördüğün Resul’ün (sas) ashabıdır . Bizi Resul (sas)
gönderip selam etti ve buyurdu ki; ‘Kalkıp gelsin! Haremeyn hizmeti ona verildi.
Bu gördüğün dört kimseden bu Ebu Bekr-i Sıddîk, bu Ömerü’l-Faruk, bu Osman-ı
Zinnureyn’dir. Seninle konuşan ben ise Ali bin Ebu Talib’im. Var Selim Han ’a
selam söyle.”
Birkaç saat sonra yanına geldiklerinde Hasan Ağa’yı gördüğü rüyanın ağırlığından
şaşkın halde bulurlar.

Osmanlı Devleti’nin son döneminde memurlara dair resmi kayıtlar tutulmasına önem verilmiş, her birine ait bir özlük dosyası oluşturulmuştur.





